Sayı 6 / Göç

dr kerem kınık ile göç üzerine

"insani diplomasi önemini yeni idrak ettiğimiz bir kavram"

Artık-değerin gaspı, feodal bağlarından özgürleşmiş emek gücüne ve paranın mahiyetinde gizlenmiş meta fetişizmine olduğu kadar emek sürecinin denetimini kaybetmemek adına emekçiyi daima baskılayacak bir yedek emek ordusuna ihtiyaç duymaktadır. İşte bu çok ihtiyaç duyulan yedek emek ordusunu besleyen en önemli demografik hareket de göç olmuştur.

prof dr kemal karpat ile göç üzerine

"osmanlı'dan günümüze göçler"

prof dr mustafa fayda ile hicret üzerine

"medine-i münevvere'ye hicret medeni hayatın öngörüsüdür"

Savaş, şiddet, baskı gibi nedenlerle evlerini, yurtlarını terk eden mülteci kadınların çektiği sıkıntılara dair pek çok hikâye duyuyoruz. Sadece ülkelerinden ayrılmadan önce değil aynı zamanda göç esnasında ve göçten sonra yaşadıkları zorlukları anlatan bu hikâyelerde hep göçün olumsuz etkilerine maruz kalan kadınları görüyoruz.

Sosyal bilimler tarihinde merkezi bir yeri olan toplumsal ve kültürel değişim konusunda ülkemizdeki öncü isimlerden biri de Mümtaz Turhan’dır. Ziya Gökalp’ten sonra kültür üzerine en fazla eğilen sosyal bilimcilerimizden olan Turhan’ın “Kültür Değişmeleri” kuramı, temelde göç ile gerçekleşen kültür aktarımlarının topluluğun yaşamında meydana getirdiği değişimleri ele almaktadır.

Artık sıradanlanmış, eski deyimle mutad hale gelmiş bir yıldönümü 21 Mayıs... 1864 senesinin 21 Mayıs’ı Çerkesya’nın son karargâhının düşüşünden birkaç gün sonra Çar’a “Çerkesya sizindir” müjdesinin verildiği tarih.

Rumeli’den göçler, Türkler ve diğer umum Müslümanlar için Osmanlı sonrası kurulan rejimlerden canını, şeref ve namusunu kurtarma girişimleridir. Daha acısı Rumeli’yi terk eden kitlelerin bir kısmı Kırım’dan bir kısmı Kafkasya’dan bölgeye yerleştirilmiş eski muhaceretzedeler idi.

Birinci Dünya Savaşı’nın bitimiyle başlayan Mütareke Dönemi’nde Osmanlı Devleti’nin karşılaştığı en temel siyasal sorun, iktidar boşluğu olmuştur. İttihatçı önderlerin ülkeyi terk etmeleriyle birlikte bu süreç, geçiş kabinelerinin zayıflığı üzerine kurulmuştur.

Bir göçmen fotoğrafı size çok şey anlatır. Göçmenlerin nasıl ve ne şekilde yaşadıklarını, bu dünyaya nasıl bir iz bıraktıklarını fotoğrafa bakarak öğrenebilirsiniz. Fotoğraf size geçmişin belli bir diliminde asılı kalmış bir anı gösteriyor.

Özellikle 2000’li yıllardan sonra Türkiye’ye doğru Afrika ülkelerinden gelenlerin sayısında da bir artış olduğu gözlemlenmektedir. Türkiye, artık göç alan bir ülke tanımlamasıyla karşı karşıyaydı. Artık, İstanbul’un sokaklarında farklı ülkelerden gelen göçmenleri görmek mümkündü.

İnsan ticareti için uluslararası literatürde çok farklı tanımlamalar yapılsa da biz, son yıllarda mağdurlarının da artış göstermesiyle birlikte, uluslararası gündemde konuşulan, küreselleşme ve kapitalizmle birlikte şekil değiştirmiş modern kölelik biçimidir diye ifade edebiliriz.

Küreselleşme ile yaşanan toplumsal değişimi Zygmunt Bauman “göçebeliğin intikamı” olarak tanımlamaktadır. İnsanların küresel ölçekli hareketliliğini ifade eden bu kavram, sınırların kalktığı bir dünyada mobil yaşam biçiminin geçmişteki göçebe toplum yapısına benzerliğine dikkat çekmektedir.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde çocukların iletişim hak ve özgürlüklerini belirleyen, çocuklara zarar verebilecek içerikleri reddeden hususlar medya tarafından görmezden gelinerek mülteci çocukları konu edinen uygulamalarda bulunulmuştur.

Sinema, başlangıcından beri bir göç hikâyesiydi aslında yani duygu, düşünce, hayal ve yaşanmışlıkların hapsolduğu insan bedeninden kurtulup beyazperdede yeniden hayat bulması idi.

Türkiye’de göç ve kentleşme süreci, gelişmiş dünya ülkelerindeki gibi asıl manada bir kentleşme sürecini anlatmaz. Bu süreç, büyük şehirlerin, özellikle İstanbul’un kırsala dönüşmesi ve çarpık kentleşmeyi, altyapı sorunlarını anlatır.



Toplam: 22 |  Gösterilen: 1 - 20 1 2 >>>