Sayı 8 / Erol Güngör

Milliyetçilik bir kültür hareketi olmasıyla ırkçılığı, halka dayanan bir siyasî hareket olmasıyla da otoriter idareleri reddeder diyen Güngör, milliyetçiliğin asıl gayesinin geniş kitlenin iradesine dayanan bağımsız bir siyasî idare ve bu siyasî birlik içerisinde millî bir kültür tesis etmek olduğunu belirtmektedir.

Erol Güngör; Türkiye’nin sosyal ve kültürel meselelerine, siyasi ve ideolojik çizgiden uzak fakat tutarlı bir bakış açısıyla, kendine özgü bir yaklaşım sergileyebilmiştir. Özellikle, milliyetçilik, milli kültür, Türk aydınının durumu, eğitim meselemiz, modernleşme, batılılaşma ve son ikisinin paralelinde yaşadığımız kültürel değişmelerin seyri ve bu noktada, Türk milliyetçilerinin tutumlarının nasıl olması gerektiği hususları O’nun kafa yorduğu temel meselelerdir.

Güngör, sosyal psikolojiyi merkeze alarak, kendi neslinin ve sonra gelenlerin yapma cehdini ve cesaretini pek gösteremediği, disiplinler arası bir bakış açısıyla Türk cemiyetinin meselelerine dair eserler verdi.

erol güngör düşüncesinde tasavvufun “takdîmi”

Erol Güngör Hoca, İslâmın Bugünkü Meseleleri’nde karşımıza İslam dünyası ile ilgili bir imaj koyuyor. Bu imajdan hareketle bir kısım beklentileri orta yere koyuyor. İslam dünyasının manzara-ı umumiyesi budur, temel meseleleri bunlardır. Bu meseleleri geleceğe doğru şu şu istikamette taşıyabilecek dinamikler de şunlardır. Aydın kadroların arasındaki farklılaşmadan, mücadeleden temel zihniyet meselelerine kadar pek çok hususu dile getiriyor.

Erol Güngör, İslâmın Bugünkü Meseleleri isimli kitabının başında, “uyku ile uyanıklık arasında” diye çok güzel bir metafor kullanmış. İslam dünyasının halini tanımlarken, “ Uyku ile uyanıklık arasında” tabirini kullanıyor. Hakikaten bu çok müthiş bir metafordur. Çünkü İslam dünyası hâlâ uyku ile uyanıklık arasında bir yerlerde.

Türk Düşüncesinin meselelerini bulduğumuz metinlerin müelliflerinin akademi dışında bulunması ve akademi içinde bulunanların, bu işlerini “akademik çerçeve” dışında yapmış olmaları, Türkiye’deki akademinin toplum ve toplumun varoluş kaygılarına ne kadar bigâne kaldığının burada da görülebilen bir resmidir.

İlmi çalışmaları ile birlikte tercüme işini büyük bir titizlik ve disiplinle sürdüren Erol Güngör’ün kendi tabiriyle “bir feragat işi” olarak gördüğü mütercimlik, onun hayatında neden bu kadar merkezi bir yer tutmuştur? Tercümenin “kimlik” ve “dil” ile olan irtibatı nedeniyle Güngör bu feragat işini, bir mükellefiyet olarak üstlenmiştir.

Erol Güngör ve Aliya İzzetbegoviç üzerine mukayeseli bir değerlendirme

Türkiye’nin Batı dünyasıyla süregelen uzun ve sancılı ilişkileri ve yaşadığı demokratikleşme süreci boyunca en önemli sorun alanlarından birisi de din ve vicdan hürriyeti olmuştur.

Erol Güngör 1960’lardan itibaren Türkiye’de hızlanan sanayileşme ve kentleşme sürecinin ve siyasi kimlikler alanındaki çeşitlenmelerin getirdiği toplumsal ve siyasî bunalımları bir sosyal bilimci olarak değerlendirdi. Bunu yaparken sosyal meselelerin kültürel ve tarihî yönlerinin de dikkate alınması gerektiğini vurguladı.

İlim ne kadar hakkı verilerek yapılırsa o ölçüde uzun ömürlü olur. Hoca’nın üzerinde çalıştığı konular bizim en önemli meselelerimiz olmaya devam ediyor. Hoca’nın tespit ve teşhisleri de geçerliliğini kaybetmiş değil. Yani O, bize ilmin projektörüyle ışık tutmaya devam ediyor. Erol Güngör’ü her yıl anıyor olmamızın fonksiyonel mânâsı budur.

takdim yerine bu ülkenin meselelerine dair

Düşünce Dergisi’nin bundan önceki sayıları entelektüel, para, devlet, ahlâk, dil, göç ve kent gibi muhtelif meseleler üzerineydi. İlk defa dergiyi bir kişi için özel sayı şeklinde çıkarıyoruz ve elbette bu kişi de şimdiye kadar çalışmalarımızda bize ilham verici olan önemli düşünürlerden biri; Erol Güngör’dür. Erol Güngör’ün bizim için önemi bilhassa şu veya bu konunun uzmanı olmasından değil bilakis bu ülkenin meselelerini kendisine mesele edinmesinden ve bunlar üzerine geliştirdiği fikirleriyle bize yol göstermesinden gelmektedir.



Toplam: 17 |  Gösterilen: 1 - 17 1