29 Haziran 2020

  • Paylaş
takdim yerine / yeniden düşünmek
takdim yerine / yeniden düşünmek

Üniversite, ihtiva ettiği anlam ve gördüğü işlevler bakımından, bugünün Türkiye’sinde artık toplumun yalnızca dar bir kesimiyle bağlantılı bir yapı olmaktan çıkmış; bilakis neredeyse toplumda temas etmediği hiçbir kısım kalmamıştır.

Üniversite, ihtiva ettiği anlam ve gördüğü işlevler bakımından, bugünün Türkiye’sinde artık toplumun yalnızca dar bir kesimiyle bağlantılı bir yapı olmaktan çıkmış; bilakis neredeyse toplumda temas etmediği hiçbir kısım kalmamıştır. Geleneksel yükseköğrenim sürecinde üstlendiği gayeler ve bugün kendisine yüklenen anlam ve kendisinden elde edilmeye çalışılan ürünler düşünüldüğünde, üniversitenin bizatihi kendisini mercek altına almak ve yeniden düşünmek gerektiği fikri gelişmiştir. Hür tefekkürün geniş bozkırında kendi yakıcı meselelerini enine boyuna tartışmayı hedefleyen Düşünce Dergisi, üniversiteyi bu bağlamda incelemek üzere dosya konusu olarak hazırladı.

Üniversite, ilmi bilginin ve fikrin üretim ve aktarım merkezi olmasının yanında diğer taraftan teşkilatlı yükseköğrenim sistematiğini bünyesinde barındırması bakımından farklı cepheleri bulunan bir müessesedir. Bu çok yönlü yapıyı ele alırken üniversiteyi, kendi tarihsel süreci, taşıdığı anlamı, temelindeki felsefesi, işleyişindeki usulü ve diğer temel dinamiklerini göz önünde bulundurarak mercek altına almak gerekmektedir. Aksi halde “âmâların fili tanıması” kıssasında olduğu gibi, üniversiteyi yalnızca bir boyutuyla anlamlandıran kifayetsiz değerlendirmeler ortaya çıkacaktır.

Hazırlanan dosyada, yapısı ve işlevi itibariyle farklı zaviyelerden ele alınmayı gerektiren üniversite, çeşitli disiplinlerin bakış açısıyla ve değişik yöntemlerle yeniden düşünülmeye gayret edildi. Bu çabanın bir gereği olarak, tarihi devamlılık bağlamında medreseden başlamak üzere günümüz üniversitelerinin gelişim sürecine kulak verildi. Kavramsal temellendirmenin yapılabilmesi için medrese ve üniversitenin kurumsal evriminin felsefi çözümlemesi ele alındı. Bu noktada yapısal olarak medrese ve üniversite mukayesesinin gerekliliği sorusuna cevaplar arandı. Mevcut üniversite sistemimizin etkin bir yorumunun yapılabilmesi için dışardan bir göz olan Hirsch’in ve bu yapının merkezinde duran bir mütefekkir olan Hocaoğlu’nun değerlendirmeleri birlikte incelendi. Hızla değişen ve dönüşen dünyada, bu devinime ayak uydurmak zorunda olan üniversitenin, yarınını görebilmesi ve bu döneme hazırlanması için geliştirilecek stratejik yaklaşımlar, yapılan araştırmaların mahsulü olarak derlendi. Bununla beraber dijitalleşen çağda her şeyin yeniden tanımlandığı bir düzende, üniversitenin yol aldığı sürece ve bu dönemde ortaya çıkacak yeni meselelere de işaret edildi. Üniversitenin, ülkedeki sosyal meselelerden tamamen ayrık bir yapısının ve geçmişinin olmadığı gerçeğinden hareketle yakın dönem siyasi hayatı ile üniversite yapılanması arasındaki ilişkilere dair sorular ise Prof. Dr. İsmail Coşkun’a yöneltildi.

Ülkemizdeki üniversitelerin temsil ettikleri bir felsefenin olup olmadığı sorusundan hareketle, farklı disiplin ve üniversitelerden hocalarla, bir soruşturma çalışması yapıldı. Bu soruşturmada, felsefi dayanaklarını kurabilen ve buna bağlı olarak hedef geliştirebilen bir “Türk Üniversitesi” olup olmadığı sorusu hocalara yöneltildi. Çeşitli dayanaklarla birbirinden farklı cevapların verildiği bu soruya, cevaplayanların “ideal üniversite” tasavvuru da eklendi. Konu üzerinde beyin fırtınası yapmaya imkân tanıyan bu soruşturma, üniversitenin taşıdığı anlam bakımından, akademide bir fikir birliği olmadığı sonucunu belirginleştirdi. Üniversitenin etraflı bir şekilde anlaşılabilmesi için, ekol oluşturmuş, dünyaca tanınırlığa kavuşmuş farklı üniversitelerin kuruluş felsefeleri ve mevcut işleyişleri ayrı bir bölümde incelendi. Bu çalışmada, irdelenen üniversite yapılarının, bulundukları ülkenin benimsediği temel felsefeler ve toplumdaki ihtiyaçların etkisinden tamamen bağımsız olmadığı müşahede edildi. Yine aynı amaçla, Alman yükseköğreniminin temellerini atan Humboldt’un kurduğu sistemin iç ve dış organizasyonunu anlattığı makalenin çevirisi yapıldı.

Düşünce Dergisi’nin kendisiyle röportaj yapma teklifini kabul ederek, hazırlanan sayıya değer katan Muhterem Prof. Dr. Aziz Sancar’a hassaten teşekkür etmek isteriz. Gerek bilim dünyasına katkılarıyla gerek ülkemizi temsiliyle gerekse gençlere çizdiği ufukla gurur ve ilham kaynağı olan Sancar’ın, üniversiteye, bilime ve emek kaynaklı başarıya ilişkin fikirleri, üniversitenin yeniden düşünülmesi ve yarına hazırlanması noktasında mihenk taşı niteliğinde. Röportajın yapılmasında yardımcı olan Sayın Haluk Eldem, Sayın Enver Sancar ve Sayın Şerafettin Yılmaz’a da ayrıca teşekkür ederiz.
Bu sayının hazırlanmasında görüşlerine başvurduğumuz, planlama ve içerikle ilgili değerli görüşlerini bizimle paylaşan Prof. Dr. Tahsin Görgün ve Prof. Dr. Azmi Özcan’a desteklerinden dolayı teşekkür ederiz.

Üstlendiği amaç ve gördüğü işlev bakımından hem bugünün hem yarının dünyası için önemli bir kavşakta duran üniversitenin yeniden düşünülmesi, irdelenmesi yadsınamaz bir ihtiyaç. Farklı disiplin ve bakış açılarının katkı sunduğu bu sayının ihtiyaçların giderilmesi noktasında istifadeli olması temennisiyle...



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Düşünce Dergisi'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

Klasik üniversite yapılanmalarının hepsinin bir felsefesi ve bu felsefe üzerine kurguladıkları bir sistemleri bulunuyor. Bugün bir Alman Üniversitesi, bir Fransız veya İngiliz Üniversitesi’nden ve ekollerinden bahsedebiliyoruz. Bu da bizi “‘Bir Türk Üniversitesi’ var mıdır?” şeklinde bir soruya yöneltiyor.

Türk üniversitesi modern bir teşebbüs olarak 1900’de Sultan Abdülhamid tarafından kurulmuştur ve iyi ve güçlü bir üniversite olarak kurulmuştur. 1900’de biz bu modern üniversiteyi kendi geleneksel kültür mirasımızla ilişki içerisinde kurduk. Bu anlamda modern üniversite olduğu gibi transfer edilmemiştir.

Bugün içinde bulunduğumuz küresel salgın süreci de eğitimde dijital dönüşümü tetikleyen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Artık tüm üniversitelerde, uzaktan eğitim ve online öğretim bir tercih meselesi değil zorunluluk haline gelmektedir.

En üst düzey bilgi üreten kurumlar olarak üniversiteler, insanın anlam arayışına cevap bulma, hayat görüşünün oluşması ve bu görüşe göre evrenin anlamlandırılmasına katkı sağlamaya çalışan kurumlardır.

aziz sancar bilim her türlü baskıdan uzaklık ister

"Her şeyden önce çocuklarımıza bilim kültürünü ve çalışmadan başarılı olunamayacağını aşılamamız gerekiyor. Ne kadar zeki ve kabiliyetli olursanız olun, çalışmadan kendinize, ailenize, memleketinize ve insanlığa katkı sağlayamazsınız."

Durmuş Hocaoğlu, Üniversite meselesini ilköğretim düzeyinden ele almakta, üniversitenin maddi ve manevi boyutlarını birlikte işlemekte, üniversitenin problemlerinin kaynaklarını ortaya koymakta ve Türkiye’nin gelişebilmesinin yolunun eğitimin külliyen yeniden yapılandırılmasıyla mümkün olacağını savunmaktadır.


En Çok Okunanlar