16 Ocak 2020

  • Paylaş
insani varoluşun bir boyutu olarak bilgi
insani varoluşun bir boyutu olarak bilgi

Bilgi kavramı, insanlık tarihi kadar eski geçmişi ve hayatın her alanını kuşatıcı yapısıyla “insani varoluşun bir boyutunu” teşkil eder. Bilgiyi anlayabilmek ve temellendirebilmek için ona her açıdan bakabilmek gerekir. Bu sayımızda farklı disiplinlerin ve yaklaşımların bilgiyi ele alışını incelemeye çalıştık. Okuyucuya “bilmek” noktasında mesafe aldırması temennisiyle…

Gündelik hayatımızın her alanına temas etmesine rağmen bütün açılarıyla bilgiyi ifade edebilen kapsamlı bir kavrayışı yakalamak pek mümkün olamayabilir. Varlıkla doğrudan irtibatlı temel bir kavram olan bilginin anlaşılabilmesi, çok katmanlı bir yaklaşımla bilgiye temas edilmesini gerektirmektedir.
Düşünce Dergisi bu sayısında, “insani varoluşun bir boyutu olarak bilgi”yi farklı perspektiflerden ele alarak kavranışına katkı sunmaya gayret etti. Bu kapsamda öncelikle “Bilgi Nedir?” sorusu soruldu. Tahsin Görgün, bu soruya verilecek cevabın, hayatı, tecrübeyi ve bilimi irtibat halinde düşünerek verilebileceğini ifade etti. Ontolojik hermeneutiğin öncü isimlerinden Gadamer’in yönteminin amacı ve yaklaşımı ile anlamı kavrayışı ele alındı. Doksanlı yıllarda “Batılı Bilginin Eleştirisi Üzerine” kitabını yazmakla ezberleri bozan ve bilgiye ön kabullerin dışında derinlemesine ve farklı perspektiflerden bakılmasını teklif eden Korkut Tuna ile kitabı, “edinilmiş bilgi-ithal bilgi” kavramsallaştırması ve Doğu-Batı ayrımı çerçevesinde bilginin temas ettiği birçok alana ilişkin kapsamlı bir röportaj yapıldı. Attas’ın eseri üzerinden “bilginin İslamileştirilmesi” ya da “bilginin Batılı olmaktan kurtarılması” kavramları incelenerek yazarın bilgi sistematiği ele alındı. Fransız filozof Foucault’nun bilgi ve gücün ancak söylem sayesinde varlığını kanıtlayabildiği ve yaşam alanı bulabildiği fikrinden hareketle “bilgi, güç, söylem üçgeni” çizildi. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e oradan yakın dönem siyasi tarihine uzanan serüvende devletin temel siyaseti ile bilimsel faaliyetlerin etkileşim alanları ve birbirileri üzerindeki tesirleri derinlemesine incelendi. Dijital çağda üretilen sınırsız bilgi, bilgi çağının yeni ideolojisi olan dataizm taraftarları tarafından “Büyük Veri Devrimi” olarak isimlendirilerek hep nimetlerini ön plana çıkarılırken bu sürecin veri mülkiyetinin toplumun lehine düzenlenmesi ve gözetim kıskacının daralmasına ilişkin boyutlarına dikkat çekildi. “Bilgi ve Ekonomi” ilişkisi bağlamında bilgiye sahip olan aktörlerin bu sayede sahip oldukları üstünlükler de göz önünde bulundurularak bu durumun beşeri sermayeyi tetiklemesi hususu ele alındı. Kitap incelemesi bölümünde ise “Kitlelerin Ayaklanması” ve “Sessiz Yığınların Gölgesinde” kitaplarında ele alınan “kitle” kavramı, oluşum ve gelişim süreçleri incelenmiştir.
Bilgi kavramı, insanlık tarihi kadar eski geçmişi ve hayatın her alanını kuşatıcı yapısıyla “insani varoluşun bir boyutunu” teşkil eder. Bilgiyi anlayabilmek ve temellendirebilmek için ona her açıdan bakabilmek gerekir. Bu sayımızda farklı disiplinlerin ve yaklaşımların bilgiyi ele alışını incelemeye çalıştık. Okuyucuya “bilmek” noktasında mesafe aldırması temennisiyle…



İlgili Konular bilgi
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Düşünce Dergisi'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

İspanyol düşünür José Ortega y Gasset ile Fransız düşünür Jean Baudrillard’ın ele alacağımız eserlerinde; inançlarını yitirmiş, bir amacı olmayan, dolayısıyla boşlukta, buna rağmen kendini en değerli olarak gören ilginç bir insan tipi ve bu tiplerin oluşturduğu yığınlarkitleler anlatılır.

Bilgi ekonomisinin 1990’lı yıllardan bu yana ülkelerin gelişmesinde önemli bir rol oynadığını söylemek mümkündür. Modern ekonomide bilgiye sahip ülkeler iktisadi manada gelişme yönünde hareket etmiştir

Günümüzde insanlar, öncekinden çok daha yüksek hızlarda daha büyük miktarlarda veri üretiyorlar ve bu verilerin çeşitliliği, birkaç on yıl öncesine göre çok daha karmaşık ve karmaşıklaşmaya da devam ediyor.

Türkiye’de modern anlamda yükseköğretim anlayışının kurumsallaşması, bir çağdaşlaşma sorunu olarak görülmüş ve bilimsel anlayışın bu doğrultuda yapılanması, Osmanlı'nın son döneminde başlayan modernleşme süreciyle olmuştur.

Bilgi, güç ve söylem, felsefecileri, düşünürleri ve sosyal bilimcileri yıllarca meşgul etmiştir. Bu üç kavram dünyayı tanıma ve sosyal olgular üzerinde fikir yürütme aşamasında değişik yöntem ve analizlerin doğmasına, yeni görüş ve düşüncelerin ortaya atılmasına sebep olmuştur.

İslâm dünyasının son asırlarda yaşadığı bunalım, Batı dünyası karşısındaki yenilgisi, bu yenilginin sebepleri ve muhtemel çözüm yolları bu dünyaya ait her entelektüelin zihnindeki temel sorulardan birini oluşturmaktadır.


En Çok Okunanlar