09 Ağustos 2020

  • Paylaş
aziz sancar “bilim her türlü baskıdan uzaklık ister”
aziz sancar “bilim her türlü baskıdan uzaklık ister”

"Her şeyden önce çocuklarımıza bilim kültürünü ve çalışmadan başarılı olunamayacağını aşılamamız gerekiyor. Ne kadar zeki ve kabiliyetli olursanız olun, çalışmadan kendinize, ailenize, memleketinize ve insanlığa katkı sağlayamazsınız."

Ödüllerini bir yana bırakırsak 40 yıllık akademik kariyerinde 450’den fazla makale, 33 kitap bölümü, 39 bine yaklaşan atıf sayısı ve başarı göstergesi h-sayısı indeksi 108… Bu başarılar, zekâya değil çok çalışmaya inanan bir bilim insanının doludizgin bir çalışma temposu ve bitmek bilmeyen azminin sonucu… “Bu başarımı vatansever olmama ve çok çalışmama borçluyum” diyen Aziz Sancar ile Düşünce Dergisi olarak, üniversite yılları, bilim anlayışı ve Türk Dünyası birliği hakkında söyleştik…

Sekiz çocuklu bir ailenin çocuğu olarak Mardin’den Nobel’e giden azim dolu başarı hikâyenizle hepimize örnek oldunuz. Sizi bilim insanı olmaya yönelten, teşvik eden ve eğitiminizi destekleyenler kimlerdi?

Ne babam ne de annem okuma yazma biliyordu. Okumam için annemin ve ağabeyimin etkisi, ayrıca öğretmenlerimin de teşviki oldu. Olağanüstü idealist, çok iyi öğretmenlerim vardı ilkokulda. Mesela Fransızca hocam Fransa’da eğitim görmüştü. Mükemmel bir kimya öğretmenim vardı. Üniversite’de kimya okumayı istiyordum ama arkadaşlarımın tesiriyle tıbbı da yazdım. Sınavda hem kimya hem de tıp fakültesini kazandım. Tıp fakültesine gittim ama hekim olmak yerine temel bilimci olmak istiyordum ve tıpta buna en yakın dal biyokimyaydı.

Üniversitede ise dâhiliye hocam yurt dışında eğitim almam için çok cesaretlendirdi. ABD’de üniversitemde birlikte çalıştığım Türk veya Amerikalı arkadaşlarım Harvard, Cambridge mezunuyum dediklerinde, ben de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndenim diyorum. Bununla gurur duyuyorum. İdealist öğretmenlerimiz bizi öyle eğittiler ki benim Amerikalılardan daha iyi bir eğitimim ve daha çok özgüvenim vardı. Biz Türkler her şeyi yaparız, her şeyi başarırız. Bütün Batı'ya karşı savaştık, İstiklal Savaşı’nı kazandık.

Başarımı Atatürk’e ve Cumhuriyet’e borçluyum, bu nedenle ödülü alınca aklıma gelen ilk ve tek şey, ödülümü Anıtkabir’e bağışlamak oldu. Benim için bu bir vicdan borcu, namus borcu idi.

İstanbul Üniversitesi’nde eğitiminizi tamamladıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne gittiniz. O kültüre alışmanız zor oldu mu, dille ilgili veya Türk olmanız dolayısıyla zorluk yaşadınız mı?

Üniversite bittikten sonra TÜBİTAK desteği ile karşılıksız burs alıp ABD’ye gittim. Fransızca biliyordum ama İngilizcem yoktu. Bu nedenle dil problemi başta biraz zorladı. Amerikalılar bana Fransızca bilen birini buldular, onunla derdimizi anlatmaya çalıştık. Bilimsel anlamda çok zorlanmadım; ama Amerikan hayatına alışmak zor oldu, uyum sorunu yaşadım. Bu nedenle bir ara Türkiye’ye geri geldim. Bir süre sonra kendime "neden başaramayayım” diye sordum ve tekrar Amerika’ya gitmeye karar verdim. Oradaki bir hocamın daveti üzerine tekrar Amerika’ya döndüm. Bu kez kendimi tümüyle çalışmaya verdim. O dönem tüm zamanımı laboratuvarda çalışarak geçirdim. Aslında laboratuvarda yaşıyordum. Sonra gece nöbetçileri görüp hocaya haber vermişler. Durumun ciddiyetini anlayınca para bulup bana burs verdiler.

Çalışırsan başarırsın, çalışmazsan başaramazsın. Amerikalılıkla, Türklükle alakası yok. Kültürel olarak başta zorluk yaşayabilirsin ama bu, başarmaya engel değil. Çoğu insan zekâya inanır, ben inanmıyorum. Bizi birbirimizden ayıran emektir, ben çalışmaya inanıyorum. Orta zekâlı bir insanım. Öğrenci iken günde 18 saat haftada 7 gün çalışıyordum. Şimdi 73 yaşındayım günde 12 saat haftada 6,5 gün çalışıyorum. Bunun için başarının kolay olmadığını biliyorum.

 

Röportajın devamı Düşünce Dergisi'nin "Üniversite" sayısında...

 



İlgili Konular üniversite aziz sancar
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Düşünce Dergisi'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

Klasik üniversite yapılanmalarının hepsinin bir felsefesi ve bu felsefe üzerine kurguladıkları bir sistemleri bulunuyor. Bugün bir Alman Üniversitesi, bir Fransız veya İngiliz Üniversitesi’nden ve ekollerinden bahsedebiliyoruz. Bu da bizi “‘Bir Türk Üniversitesi’ var mıdır?” şeklinde bir soruya yöneltiyor.

Türk üniversitesi modern bir teşebbüs olarak 1900’de Sultan Abdülhamid tarafından kurulmuştur ve iyi ve güçlü bir üniversite olarak kurulmuştur. 1900’de biz bu modern üniversiteyi kendi geleneksel kültür mirasımızla ilişki içerisinde kurduk. Bu anlamda modern üniversite olduğu gibi transfer edilmemiştir.

Bugün içinde bulunduğumuz küresel salgın süreci de eğitimde dijital dönüşümü tetikleyen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Artık tüm üniversitelerde, uzaktan eğitim ve online öğretim bir tercih meselesi değil zorunluluk haline gelmektedir.

En üst düzey bilgi üreten kurumlar olarak üniversiteler, insanın anlam arayışına cevap bulma, hayat görüşünün oluşması ve bu görüşe göre evrenin anlamlandırılmasına katkı sağlamaya çalışan kurumlardır.

aziz sancar bilim her türlü baskıdan uzaklık ister

"Her şeyden önce çocuklarımıza bilim kültürünü ve çalışmadan başarılı olunamayacağını aşılamamız gerekiyor. Ne kadar zeki ve kabiliyetli olursanız olun, çalışmadan kendinize, ailenize, memleketinize ve insanlığa katkı sağlayamazsınız."

Durmuş Hocaoğlu, Üniversite meselesini ilköğretim düzeyinden ele almakta, üniversitenin maddi ve manevi boyutlarını birlikte işlemekte, üniversitenin problemlerinin kaynaklarını ortaya koymakta ve Türkiye’nin gelişebilmesinin yolunun eğitimin külliyen yeniden yapılandırılmasıyla mümkün olacağını savunmaktadır.


En Çok Okunanlar