Güncelleme: 17 Haziran 2017

  • Paylaş
sinemanın göç hali

Sinema, başlangıcından beri bir göç hikâyesiydi aslında yani duygu, düşünce, hayal ve yaşanmışlıkların hapsolduğu insan bedeninden kurtulup beyazperdede yeniden hayat bulması idi.

Hayallere açılan karanlık bir mekân. Gönüllü denekler hazır, saatlerini bekliyorlar. Önce kapitalizme açılan reklamlar, sonra patlamış mısır ve meşrubat eşliğinde yapamadıklarını görme; ruhu protagoniste emanet edip bir nebze olsun dünya meşguliyetlerinden uzak durabilme. İşte büyülü fenerin bütün şaşalı hikâyesini bu şekilde özetleyebiliriz.

Sinema, başlangıcından beri bir göç hikâyesiydi aslında yani duygu, düşünce, hayal ve yaşanmışlıkların hapsolduğu insan bedeninden kurtulup beyazperdede yeniden hayat bulması idi. Lumiere’ler için bu pek önemli değildi. Onların niyeti, var olan güzel ve ilgi çekici şeyleri göstermekti. Eksantrik, güzel, hareketli, insanların bilmediği, henüz öğrenme fırsatı yakalayamadığı şeyleri kayda alıp gösterdiler panayırlarda, kafelerde, çadırlarda. Dünyanın dört bir yanına gönderilen kameramanlar, gündelik yaşamları, özel anları belgelediler yıllarca. Belli özelliklere göre gruplandırılan bu görüntüler, göç ettiler ülkeden ülkeye; seyredildiler ilgiyle.

Sonra hayaller, hikâyeler, yaşanmışlıklar, tarihi olaylar, aşklar, acılar, mutluluklar, senaristin ellerinden yönetmenin muhayyilesine geçip, tercih edilen form içinde, film gramerine uygun şekilde sinemanın etkileyici anlatım teknikleriyle daha güzel şekilde sunuldu. Artık başka bir göç süreci başlamıştı. Anlamlı, başı sonu olan öyküler anlatılmaktaydı. Sinemacılar bu dönemin Melies ile başladığını ifade eder. Edebiyatın ve tiyatronun kaynaklığındaki ilk yılların sıkıntılı havasında sınırlı filmlerle özgün hikâyeler anlatılırken, sinema kendini, türlerini, açılarını, tekniklerini, trüklerini keşfeder. Velhasıl kervan yolda düzülür. Pratikler, teoriye dökülür. Yıllar sonra o teoriler, sinema okullarında ders olarak okutulacaktır.

 

Yazının devamı Düşünce Dergisi'nin Göç sayısında...

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Düşünce Dergisi'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

dünden bugüne göçler ve türkiye

Göç ve mülteciliğin akademik ve toplumsal hayatımıza bu kadar yoğun bir biçimde girmesinde şüphesiz, (Suriye savaşının başlamasıyla) İkinci Dünya Savaşı’ndan beri en büyük zorunlu göç sorunu ile karşı karşıya olmamızın önemli bir payı var.

Altıncı yılını dolduran Suriye iç savaşı ve Türkiye’nin uyguladığı açık sınır politikasının neticesi olarak resmi rakamlara göre üç milyon civarında Suriye vatandaşı bu süreç içerisinde ülkemize sığınmıştır.

takdim yerine tarihin değişmez akıntısı göç

düşünce dergisi'nin altıncı sayısı çıktı

Artık-değerin gaspı, feodal bağlarından özgürleşmiş emek gücüne ve paranın mahiyetinde gizlenmiş meta fetişizmine olduğu kadar emek sürecinin denetimini kaybetmemek adına emekçiyi daima baskılayacak bir yedek emek ordusuna ihtiyaç duymaktadır. İşte bu çok ihtiyaç duyulan yedek emek ordusunu besleyen en önemli demografik hareket de göç olmuştur.

Tarih boyunca yapılan göçlerin insanın varoluşunu tamamlayan bir süreç olduğundan bahsedilebilir. İnsan gruplarının, dolayısıyla kültürlerin karşılaşmasından yeni toplumsal yapılar, yeni kültürler oluşur. Her bir karşılaşma yeni bir toplumsal inşa manasına gelir.

dr kerem kınık ile göç üzerine

"insani diplomasi önemini yeni idrak ettiğimiz bir kavram"


En Çok Okunanlar